Kore Körfezi

Kore Körfezi, BATİ KORE KÖRFEZİ olarak da bilinir, Çince xı CHAOXİAN WAN, Wade-Giles yazımında HSİ CH’AOHSİEN WAN, Kore dilinde SACOSAN-MAN, San Denizin (Huang Denizi) kuzeydoğu kolunu oluşturan girinti. Çin’deki Liaoning yönetim bölgesine bağlı Liaodong Yanmadası ile Kuzey Kore’nin batı kesimi arasında yer alır. Kuzey Kore’deki Yalu Çangçan ve Tedong ırmaklarıyla Çin’deki bir dizi küçük ırmağın sularını alır.

Oldukça sığdır; derinliği çok az yerde 50 m’yi geçer. Çok yüksek olan gelgit düzey farkı 6-12 m arasında değişir. Kıyılan boyunca geniş kıyı dilleri uzanır. Kuzey Kore’ye ait Ço, Sak ve Sinmi adaları ile Çin’e ait Changshan ve Dachangshan adaları gibi çok sayıda kayalık adayı barındıran körfezdeki başlıca limanlar Nampo ve Sinuicu (Kuzey Kore) ile Lüshun ve Dandong (Çin) kentleridir.

Kopuk Menderes Nedir?

Kopuk menderes, AKMAZ GÖL olarak da bilinir, menderesler çizerek akan bir akarsuyun çığırı boyunca, menderes büklümlerinin kopmasıyla oluşan küçük göl. Genellikle, bir menderes boynunu kesip geçen akarsuyun çığırının kısalması üzerine, eski yatağın yolunun hızla kapanması ve sonunda akarsuyun tümüyle gölden uzaklaşmasıyla oluşur. Eğer büklümlerden yalnız biri koparsa hilal biçiminde, birden fazla büklüm koparsa kıvnmlı bir göl oluşur. Kopuk menderes zamanla mille dolup farklı bitki örtüsüyle koptukları ana akarsu daha karmaşık bir menderes düzeni oluşturabilir.

Konzertstück (Almancada “konser parçası”), İtalyanca CONCERTİNO, bir solo çalgı ve orkestra için yazılmış, gehjellikle tek bölümlü, bazen de aralıksız çalman birkaç bölümlü müzik parçası. Romantik dönemin başlarında (y. 1800) konçertonun türevi olarak ortaya çıkmış bir türdür. Çoğunlukla özgür bir formda yazdır; farklı özellik ve hızda alt bölümler içerir. Türün örnekleri arasında Cari Maria von Weber’in piyano ve orkestra için Opus 79 Fa Minör Konzertstück (1821) ve klarnet ve orkestra için Opus 26 Konçertino adlı yapıtlarıyla Robert Şchumann’ın Opus 92 Piyano ve Orkestra İçin Giriş ve Allegro Appassionato adlı yapıt sayılabilir.

Kopt Dili Hakkında Bilgi

Kopt dili, Mısır’da İS y. 2. yüzyıldan 17. yüzyıla değin konuşulan Hami-Sami dili. Eski Mısır dilinin son evresini oluşturur. Mısır dilinin anıtlar üstüne hiyerogliflerle, hiyeratik ya da demotik yazıyla yazılan önceki biçimlerinden farklı olarak, demotik yazıdan alınma yedi harf eklenerek zenginleştirilmiş bir Yunan alfabesiyle yazılırdı. Mısır dilinin eski evrelerindeki dinsel terimlerin yerini, Kopt dilinde Yunanca sözcükler almıştır.

Dilbilimciler Kopt dilini dördü Yukarı Mısır’da, ikisi Aşağı Mısır’da konuşulan altı lehçeye ayırır. Bu lehçeler daha çok ses sistemleri bakımından farklılık gösterir, Yukarı Mısır’da Nil Vadisi boyunca, özellikle de Nil’in batı kıyısında konuşulan Fayyum lehçesi, 8. yüzyıla değin varlığını korumuştur. Asyut bölgesinde konuşulan Asyut ya da Alt-Ahmim lehçesi, en parlak dönemim 4. yüzyılda yaşamıştır. Bu dilde günümüze ulaşan bir Yuhanna İncili ve Resullerin İşleri’yle bazı gnostik metinler vardır. Yukarı Mısır’ın öteki lehçelerinden Ahmim lehçesi Ahmim kenti ve çevresinin dilidir. Şahidi (Arapça eş-Şaid: “Yukarı Mısır”) lehçesi ise önceleri Teb kenti çevresinde konuşulurken, 5. yüzyıldan sonra bütün Yukarı Mısır’ın standart dili olmuştur- Aynca Kopt dilinin en iyi bilinen ve çök sayıda belgeyle günümüze ulaşmış lehçelerindendir.

Aşağı Mısır lehçeleri ise, üzerine pek az şey bilinen Başmur lehçesiyle İskenderiye ve Memphis kentleri içinde olmak üzere Aşağı Mısır’ın batı kesimlerinde konuşulan Buheyr (Arapça el-Buheyre) lehçesidir. Buheyr lehçesi, 11. yüzyılda bütün Hıristiyan Koptlann dinsel dili durumuna gelmiştir. Kopt dilinde günümüze ulaşmış en yeni metinler 14. yüzyıla aittir.

Koobi Fora Kalıntıları

Koobi Fora kalıntıları, 1969’dan başlayarak Kenya Ulusal Müzesi’nden Richard Leakey ve California Üniversitesinden geniş bir paleöntolog grubu tarafından Kenya’daki Turkana Gölünün doğu kıyısında ortaya çıkarılan insangillere ait fosiller. Koobi Fora, insangiller fosilleri açısından en zengin yörelerden biridir.

Aralarında tam bir iskelet:ve birçok kafatasının, birkaç düzine altçenenin, bacak ve kol kemiği parçaları ile dişlerin yer aldığı bu kalıntılar Afrika’da bulunan öbür fosillerle birlikte yaklaşık 1-2 milyon yıl önce yaşadığı belirlenen Australopithecus boisei türünün varlığını kanıtlamıştır. Bu tür ilk kez Güney Afrika’da bulunan Australopithecus robustus türünün yakın akrabasıdır. Leakey ve birlikte çalıştığı araştırmacı grubunun bulduğu, 1470 diye adlandırılan ve Homo habilis olarak sınıflandırılan fosil insangil türünün ise aynı yerde bulunan taş aletlerle ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Yaklaşık 2 milyon yıl önce Koobi Fora’da yaşayan bu tür, birçok uzman tarafından günümüz insanının (Homo sapiens sapiens) doğrudan atası olarak gösterilmektedir.

Konya Ovası Hakkında Bilgi

Konya Ovası, İç Anadolu Bölgesi’nin güney kesiminde ova. Sınırları 1.000 m eş- yükselti eğrisi olarak kabul edilir. Batı ve güneyde Toroslar’a bağlı dağlarla çevrilidir. Kuzeydeki Bozdağ ve kuzeydoğudaki Obruk Platosuyla İç Anadolu Bölgesi’nin Konya Bölümü’nde yer alan öteki çukur alanlardan ayrılır. Doğuda Karacadağ volkanik kütlesine dayanır. Bu sınırlar içinde doğu-batı doğrultusundaki uzunluğu 150 km’yı geçer. Kuzey- güney doğrultusundaki genişliği 20-50 km arasında değişir. Hotamış Gölü olarak da bilinen su birikintisinin yer aldığı alanda darlaştıktan sonra yeniden genişleyerek Karapınar ve Ereğli ovalarıyla süren düzlükler, geniş anlamda Konya Ovasını oluşturur.

Konya Ovası orta kesimlerinde 1.000 m’nin biraz altına inerken, kenarlarda Konya istasyonunda (1.027 m) olduğu gibi 1.000 m’nin çok az üzerine çıkar. Çevresindeki platolar arasına körfez biçimindeki girintilerle sokulur. Bu platoların her yerde çok yüksek olmayan kenarları, ovaya genellikle dik olarak iner.

Konya Ovası bugünkü görünümünü Kuvaterner (Dördüncü) Dönemde (y. 2,5 milyon yıl öncesinden günümüze) birbirini izleyen serin-yağışlı ve sıcak-kurak iklim değişiklikleri sonunda almıştır. Bu değişikliklere bağlı olarak göl çanaklarının önce genişlemesi, sonra da daralıp kuruması, eskiden göl dibi olan çukur alanın tabanında alüvyonların birikmesine ve kenarında geniş alüvyon yelpazelerinin oluşmasına yol açmıştır. Kuvaterner Dönemde ovayı kaplayan tatlı su gölünün derinliğinin 30 m’yi aşmadığı, çoğu yerde de 15 m’yi bulmadığı anlaşılmaktadır. Karbon- 14’le tarihleme çalışmalarıyla, ovadaki en son gölün bugünkü Van Gölünden (3.713 km2) daha geniş olduğu ve 4.300 km2’lik bir alan kapladığı hesaplanmıştır. Holosen Bölüm (y. 10 bin yıl öncesinden günümüze) başlarında oluşan bu gölden önce Konya Havzasında başka göller de vardı. Holosen Bölümden sonra kurak iklim koşullarının egemen olması, göllerin yavaş yavaş kurumasına yol açtı. Göller kuruyunca, çevreden gelen akarsuların taşıdığı alüvyonlar eski göl alanında birikmeye başladı. Konya Ovasını kaplayan bu yeni alüvyonlar, genellikle ince parçalardan oluşur; kalınlıkları ve litolojik özellikleri ovanın çeşitli kesimlerinde farklıdır. Örneğin ovanın batısındaki Hatip-bucağında kum ve çakıllar egemenken, doğuya doğru kil ağır basar. Alüvyonlar en çok Yarma bucak merkezi çevresinde kalınlaşır. Burada alüvyon kalınlığı 250-300 m’yi bulur; Hotamış’ın kuzeyinde ise ancak 100 m’dir.

Konya Ovasında yeni alüvyonlardan başka eski alüvyonlar da vardır. Bunlar ovanın kenarlarında ya da ortasında höyükleri andıran tepecikler biçiminde görülür. Çumra’nın Alemdar köyü yakınındaki tepecikler bunların en belirgin örneğidir; ova tabanından 10-15 m yükseklikteki tepecikler, alüvyonlu eski bir taraçanın artığıdır. Eski alüvyonlar daha iri parçalardan, kum ve kaba kumlardan oluşur; içlerinde 1-2 cm boyutunda yuvarlanmış çakıllar bulunur. Bu alüvyonların beyaz kumları arasında eski tatlı su göllerinde yaşayan hayvanların kabuklarına da râstlanır.
Konya Ovasında yazlar Sıcak (gündüz), kışlar sert ve uzun geçer. Genellikle ovaya çok az yağış düşer. Doğal bitki örtüsü, seyrek otsu bitkilerden oluşan tipik bir step görünümündedir. Yükseklerde çalılaşan bitki örtüsü, ovanın çukur yerlerindeki su birikintileri çevresinde kamışlıklara dönüşür. Ovanın tuzlu topraklarla kaplı orta kesimlerinde ise koşullara uyum sağlamış tuzcul bitkiler görülür.

Konya Ovası, dışarıya akışı olmayan kapalı bir havzadır. Çevreden inen sular ovada kaybolur. Bunların en önemlisi, Beyşehir Gölünün gideğeni olan Çarşamba Çayıdır. Bu akarsu Konya Ovasının batı kesimine ulaşır. Meram Çayı ile May ve Sille dereleri ovaya Çevreden gelen öteki kısa akışlı akar- sulardır. Konya Ovasının doğu kesimini oluşturan Ereğli Ovasına da Toroslar’dan bazı akarsular iner.

Konya Ovası, Türkiye’de başta buğday olmak üzere tahıl, ayrıca şeker pancarı üretiminin en yoğun biçimde yapıldığı bir tarım alanıdır. Eskiden beri sulamasız kuru tarımın egemen olduğu ovada, son yıllarda yeni barajların yapılmasıyla sulu tarıma da geçilmiş ve böylece bitkisel üretimin çeşitlenmesi sağlanmıştır. Bununla birlikte buğday ve şeker pancarı hâlâ en çok ekilen bitkilerdir. Ovanın tuzlu topraklarla kaplı kesimlerinde ise küçükbaş hayvancılık yapılır.

Konya kentinin ortasındaki Alaeddin Tepesi ile öteki kesimlerinde yapılan çeşitli kazılar, Konya Ovasının çok eski bir yerleşim alam olduğunu ortaya koymuştur. Anadolu’nun çeşitli kesimlerini birbirine bağlayan ve ilkçağdan beri önemini koruyan yollar Konya Ovasından geçer ve burada kesişir. Ovadaki demiryolu hatlarının geçmişi de bu alanda ilk adımların atıldığı 19. yüzyılın sonlarına iner.

Konya Halısı Özellikleri

Konya halısı, Konya ve çevresinde üretilen el dokuması döşeme yaygısı. Konya’da hah dokuma geleneğinin en azından 13. yüzyıla değin uzanan bir geçmişi vardır. 13. yüzyılda Marco Polo dünyadaki en iyi ve en güzel halıların bu bölgede yapıldığını kaydetmiştir. Bugün İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan 13. yüzyıldan kalmış parçalar halindeki sekiz Konya halısı da bu ifadeyi doğrulamaktadır.

Bu bölgede yapılmış 19. yüzyıl halılarının belirgin bir özelliği yoktur. İnce uzun sütunlar üstüne oturan üç kemerden oluşan bir mihrabın betimlendiği kırmızı, yeşil ve san renkli Konya seccadeleri, bir mimarlık örgesinin desen olarak kullanıldığı Lâdik halılarının en son ve bozulmuş örneklerini oluşturur.

Konin Nerede? (Polonya)

Konin, Polonya’nın ortabatı kesiminde ii (wojewödztwo). Yüzölçümü 5.139 km” dir. 1975’te oluşturulmuştur. Kuzeyde Bydgoszcz ve Wtocfawek, doğuda Plock, güneyde Sieradz ve Kalisz, batıda da Poz- naıı illeriyle çevrilidir. Kuzeyinde geniş buğday tarlaları ve çok sayıda kaplıca yer alır. Orta kesiminde Warta Irmağı boyunca kömür madenleri ve elektrik santralları ile yapı malzemesi, porselen ve cam üreten fabrikalar bulunur. Güney kesiminde şeker pancarı, çavdar ve patates yetiştirilir. İl merkezi Konin” kenti yakınında kokkömürü ve linyitle çalışan termik santrallar vardır. Nüfus (1991 tah.) 469.200.

Konin, Polonya’nın ortabatı kesiminde, Konin ilinin (wojewödztwo) merkezi kent. Poznan kentinin 98 km doğusunda, Torun kentinin 96 km güneyinde, Warta. Irmağı kıyısında yer alır. Varşova-Poznan demiryolu hattı üzerinde kurulmuş Konin’de kimyasal madde, yapı malzemesi ve elektrikli makineler üreten fabrikalar, birkaç kokkömürü tesisi ve Konin Linyit Havzasından çıkan boksitle bölgeden elde edilen kömürü kullanan bir alüminyum ergitme tesisi vardır. Kazılarda çıkarılan bir Roma yol taşı, Konin’in, Kalisz ile Kruszwica arasındaki eski ticaret yolunun ortasında yer aldığını gösterir, Adı kayıtlara ilk kez 13. yüzyılda bir ticaret merkezi olarak geçen Konin, 1331’de Toton Şövalyeleri tarafından yakılıp yıkıldıktan sonra, surlarla çevrili bir kasaba olarak yeniden inşa edildi. Çok geçmeden dokuma sanayisi ve esnaf loncalarıyla tanınan önemli bir merkez haline geldi.

1793’ten 1806’ya değin Prusya egemenliğinde kaldı; 1815’te Polonya’ya geri verildi. 1923’te kent statüsü kazandı. Başlıca yapıtlar gotik (14. yy’dan kalma) ve barok üsluptaki kiliselerle 19. yüzyılda yapılmış belediye binası, Mason Locası Binası ve sinagogdur. Nüfus (1982 tah.) 69.600.

Konidi Nedir?

Kongs Fiyordu, Norveç dilinde KONGS- FJORDEN, Kuzey Buz Denizinde, Norveç’e ait Spitsbergen Adasının iç kesimine sokulan girinti. Kuzey Buz Denizinin bir koludur. Uzunluğu 26 km’yi bulur; genişliği 6-14 km’dir. Güneydoğuda kalan baş bölümünde Kongsvegen buzulunun sularım alır.
Girintinin güney kıyısında bir kömür madenciliği kasabası olan Ny-Alesund yer alır. Kongs Fiyordu başta Richard E. Byrd (ABD) ve Floyd Bennett (ABD) ile Roald Amundsen (Norveç) ve Umberto Nobile (İtalya) ekiplerinin 1926’dşki keşifleri olmak üzere bir dizi kutup uçuşunda üs olarak kullanılmıştır.

Konidi Nedir?

konidi, KONİDİYUM olarak da bilinir, mantarlarda eşeysiz üremeden sorumlu bir çeşit spor. Konidiler genellikle hiflerin (tipik bir mantarın gövdesini oluşturan iplikçikler) ucunda ve yanında ya da konidıyofor denen özel yapılar içinde üretilir. Sporlar olgunlaşınca dağılır. Biçim, renk ve büyüklük bakımından çok çeşitlililik gösteren bu sporların büyüklerine makrokonidi, küçüklerine ise mikrokonidi adı verilir.

Konidi ve konidiyoforlardan, bazı mantarların özellikle de eşeysel üreme biçimlerine rastlanmayan Deuteromycetes mantarlarının sınıflandırılmasında yararlanılır.

Zambia Doğu İli

Doğu ili (Zambia), Doğu Afrika’da, Zambia’nın doğusunda il. Güneyde Mozambik, doğuda Malavi, güneybatıda Orta ili, ku-zeybatıda Kuzey iliyle çevrilidir. Yüzölçümü 69.106 km2’dir. Luangvva Irmağı, kuzey ve güneydeki uç kesimler dışında ilin batı sınırını oluşturur ve bir çöküntü vadisi tabanını keserek ilerler. Doğuda geniş bir plato yer alır. Bitki örtüsü bodur ağaçlıklı savanlarla, akasya ağaçlarından oluşur.

Yağışlarla toplanan sular kısa sürede toprakça emildiğinden, kurak mevsimde su kaynakları kıttır. İldeki yabanıl hayvanların başlıca- lan sırtlan, fil, zebra, kara gergedan, Afrika yaban domuzu, geyik, manda, demirkır antilop, kara antilop, inek antilopu ve kaya antilopudur. Lukusuzi Ulusal Parkı, Güney Luangvva Ulusal Parkı’nın güney bölümü, Nyika Ulusal Parkı ve Nsefu Ulusal Parkı il sınırları içindedir. Luangvva Vadisinin kuzeyinde Orta Paleolitik Çağa, güneydoğusunda da Üst ve Alt Paleolitik Çağa ait yerleşimler ve bazı şematik resimler bulunmuştur. 17. yüzyıla doğru Undilerin egemen olduğu yöre, 1890’larda İngiliz Güney Afrika Kumpanyası’nın yerel kabile şefleriyle yaptığı antlaşmalar sonucunda İngiliz proteictorası, 1924’te de İngiliz sömürgesi oldu. Kuzey Rodezya’nın 1964’te bağımsızlığını kazanmasından sonra il olarak yeni Zambia Devleti’ne bağlandı.

Doğu ilindeki başlıca etnik topluluklar Nyancalar, Nsengalar, Ambolar ve Kundalardır. Tarım mısır, tütün, yerfıstığı, manyok, pamuk ve yem bitkilerine dayanır. Başta Luangvva Irmağı kıyılarında olmak üzere balıkçılık ve hayvancılık da yapılır. Başlıca sanayi ürünleri meşrubat, tütün, kâğıt ve kâğıt ürünleri, mobilya, demiryolu traversleri, maden direği, giyim eşyası, deri eşya ve bitkisel yağlardır. Az miktarda mika çıkarılır. İl merkezi Chipata kara ve hava yoluyla Lundazi, Katete, Petauke ve Nyim- ba’ya bağlanır. Luangvva Irmağında feribot işler.

Doğu Şamar (Filipinler)

Doğu Şamar, Filipinler’de, Şamar Adasının doğusunda il. Filipin Denizindeki Hila- ban Adasıyla Leyte Körfezindeki Homonhon Adasını da içine alır. Yüzölçümü 4.340 knr’dir. Büyük bölümü yağmur ormanlarıyla kaplıdır. Özellikle ekim-aralık arasında sıklaşan şiddetli tayfunlar yerleşimi güçleştirir. Keresteciliğin önemli olduğu ilin doğu kıyısındaki Dolores, Taft, Borongan (il merkezi) ve Oras’ta bıçkıhaneler vardır. Iç kesimdeki Bagacay madeninden çıkarılan bakır cevheri, adayı baştan başa geçen Wright-Taft Karayolu’yla Taft’taki limana taşınır. Sohoton Doğal Köprü Ulusal Parkı il sınırları içindedir.

Doğu Ormanları Yerlileri, Kuzey Amerika’da, Mississippi Irmağının batısından Atlas Okyanusu kıyılarına uzanan, genelde ormanlarla kaplı bölgede yaşayan Yerli halklar. Kuzeyde Büyük Göller’i içine alarak bugünkü Kanada topraklarına sokulan bölgenin güney sınırını ise günümüzdeki Illinois ve Kuzey Carolina eyaletleri oluşturuyordu.

Doğu Malezya, Malezya’nın 13 eyaletinden ikisini kapsayan coğrafi ve idari bölge. Bu eyaletler Borneo Adasının kuzeyindeki Sabah ile Sarawak’tır. Malakka Yarımadasmda bulunan Batı Malezya anakarasından 640 km boyunca Güney Çin Deniziyle ayrılır. Yüzölçümü 198.160 km2’dir.