Kore Sıcak Su Akıntısı

Kore Sıcak Su Akıntısı, Japon Denizindeki Tsuşima Akıntısının kuzey kolunu oluşturan yüzey akıntısı. Kore kıyısı boyunca aktıktan sonra, doğuya yönelip Tsugaru Sıcak Su Akıntısı ve Soya Sıcak Su Akıntısı adlarıyla ikiye ayrılır. Tsugaru, Tsugaru Boğazından geçerek Büyük Okyanusa girer ve Honşu Adası kıyılarından geçer; Soya ise La Perouse Boğazından geçip Ohotsk Denizine girdikten sonra Hokkaido Adası kıyılarını izler.

Kopra Nedir (Hindistan Cevizi Yağı)

Kopra, hindistan cevizinin kurutulmuş, yağca zengin etli bölümü. Kopra margarin yapımında kullanılan yağı (hindistan cevizi yağı) ve hayvan yemi olarak değerlendirilen küspesi nedeniyle çok değerli bir üründür. Filipinler, Papua Yeni Gine, Vanuatu (eskiden Yeni Hebrid Adaları), Mozambik, Malezya ve Pasifik Adalarının en önemli ihraç maddelerinden olan bu ürün ilk kez 1860’larda, yemeklik yağ kaynağı olarak Kuzey Avrupa’ya tanıtılmıştır.

Kendiliğinden yetişen hindistan cevizi ağaçları önemli bir kopra kaynağı olmakla birlikte ticari amaçlı üretimlerde daha çok plantasyonlardan yararlanılır. Meyveler toplandıktan sonra kabuklan elle ya da makineler yardımıyla soyularak etli bölüm (yüzde 50 su, yüzde 30-40 yağ içerir) çıkarılır. Yaklaşık 30 hindistan cevizinden 4,5 kg kuru kopra elde edilir. Elde edilen etli bölümün en eski kurutulma yöntemi güneşte ya da açık havada kurutmadır; bu yöntemle iyi kaliteli, beyaz bir ürün elde edilir. Bunun dışında özellikle nemli yörelerde (örn. Filipinler) kullanılan, kısa süreli bir uygulama olan ateşte kurutma ile ilk kez Hindistan ve Samoa Adalarında uygulanmış olan sıcak hava akımıyla kurutma yöntemlerinden de yararlanılır. İkinci yöntemle güneşte kurutulmuş üründen daha üstün kaliteli, beyaz bir kopra elde edilir.

İyi kurutulmuş kopra yüzde 63-70 yağ ile yüzde 4-5 su içerir. Temizlenmiş ve parçalanmış kopralar preslenerek ya da uygun bir çözücüyle özütlenerek yağ çıkarılır. Geriye kalan küspeden ise hayvan yemi ve gübre olarak kullanılan bir un elde edilir. Hindistan cevizi yağı 23°C’de eriyen, özgün hindistan cevizi kokulu, sarımsı beyaz renkli katı bir yağdır. Sanayide sabun, deterjan, şampuan, sentetik kauçuk ve gliserin üretimi başta olmak üzere pek çok kullanım alanı bulan bu yağ serbest yağ asitleri ve kokusu giderildikten sonra margarin gibi yemeklik yağların yapımında da kullanılır. Hindistan cevizi yağı yüksek miktarda laurik asit içerir; laurik asit acılaşma ve ekşimeye karşı oldukça dayanıldı, doymuş bir asittir.

Koniklerin Özellikleri

Konikler, geometride, bir düzlem ile bir dik dairesel koninin arakesiti olan eğri. Düzlemin koniye göre eğimine bağlı olarak bu arakesit daire, elips, hiperbol ya da parabol olabilir. Özel durumlarda yoz konikler ortaya çıkar: Koninin tepesinden geçen ve koniyi başka bir yerde kesmeyen bir düzlem söz konusu olduğunda arakesit tek bir noktadır; tepeden geçen düzlem koniyi kesiyorsa bir doğru ya da birbirini kesen iki doğru elde edilir. Matematikte Koniklerin Özellikleri hakkında bilgi.

Konikler başka yüzeylerin arakesitleri olarak da ortaya çıkabilir; örneğin bir düzlemin bir eliptik koniyle ya da bir parabolik silindirle arakesitleri koniklerdir. Konikler, sabit bir noktaya (odak) uzaklığının sabit bir doğruya (doğrultman) uzaklığına oranı sabit kalacak biçimde devinen bir noktanın geometrik yeri olarak da tanımlanabilir; bu sabit orana koniğin dışmerkezliği denir. Dışmerkezlik sıfıra eşitse konik bir daire, l’e eşitse bir parabol, l’den küçükse bir elips ve l’den büyükse bir hiperboldür.

Doku Ölümü Nedir Kısaca Nekroz

Doku ölümü, NEKROZ olarak da bilinir, bitki ya da hayvan dokusunun, dış etkenler nedeniyle bölgesel olarak canlılığını yitirmesi. Doku ölümünün nedenleri kesik, yanık ve ezikler gibi fiziksel ya da hastalık yapıcı etkenler gibi biyolojik olabilir. Lezyon denen ölü doku bölgesi, çoğu kez hastalık ya da yaralanmalarda tanıya yardımcı bir belirtidir. Doku ölümü, bir dokunun örselenmesiyle açığa çıkan hücre içi enzimlerin etkisinden ileri gelir ve örselenmiş hücrelerin yıkımıyla sonuçlanır. Doku Ölümü Nedir Kısaca Nekroz hakkında bilgi aktardık.

Domeykit, bakır arsenyür (CU3AS) yapısında sülfür minerali. İzometrik sistemde kristalleşen domeykit çoğu kez, gene bir bakır arsenyürü olan algodonit ile iç içe geçmiş halde bulunur. Kükürt içermemelerine karşın her ikisi de kükürt minerali olarak sınıflandırılır. Domeykitin en yaygın bulunduğu yerler Şili ve ABD’de Michigan’daki Keweenaw ilidir. Ayrıntılı fiziksel özellikleri için, bak. sülfür mineralleri (tablo).

Dok Nedir?

Dok, gemilerin bakım ve onarımının yapıldığı, etrafı rıhtımlarla çevrili havuzdur. Önceleri doklar çok çeşitli amaçlarla kullanılırdı. Çeşitli setlerle çevrelenerek kıyıdan ayrılan, gemi yapım ve onarım işlemlerinin yürütüldüğü kuru doklar ya da gemi yükleme ve boşaltma işlemlerinin gerçekleştirildiği açık rıhtımlar, hep dok olarak tanımlanırdı. Ama zamanla, ticari ulaştırma amacıyla kullanılan doklar bu genel tanımdan ayrıldı ve yerini rıhtım, iskele türü yeni yapılara bıraktı. Dok Nedir?

Gemilerin yanaşması ve bağlanması amacıyla kullanılan başlıca dok yapıları rıhtım, yük iskelesi ve yüzer dubalardır. Belki de en eski ve en yaygın liman yapısı olan rıhtımlar, kıyıyı dalgalara karşı koruduğu gibi yolcu ve yük aktarımı için uygun bir platform oluşturur. Kıyı boyunca bir duvar halinde inşa edilen rıhtımlarda, duvarın arkası da çoğunlukla kaya ve toprakla doldurularak su düzeyinin üstüne çıkartılır. Ayrıca, gemilerin yanaşabileceği düzeyde su derinliğinin sağlanması amacıyla, rıhtım duvarının ön tarafı taraklanarak temizlenir. Rıhtım duvarlarının yapımında, çimento dökme işlemlerinden olduğu kadar, önceden hazırlanmış beton bloklardan da yararIanılır. Ayrıca tümüyle ağaçtan yapılan ve daha sonra betonla ya da çelik levhalarla kaplanan rıhtım duvarları da vardır. Su derinliğinin ve kıyı yapısının rıhtım yapımına elverişli olmadığı yerlerde, kıyı hattına paralel olarak uzanan ve kıyıya geçitlerle bağlanan açık rıhtımlar yapılabilir. Açık rıhtımların kıyıya bakan bölümlerindeki su derinliği ve boyutları teknelerin yanaşmasına elverişli olmadığından genellikle yalnızca deniz tarafındaki bölümlerinden yararlanılır.

Rıhtımlar, kıyı hattı boyunca geniş kesimlere yayıldığından, iskele yapımı ve işletimi, ekonomik açıdan daha uygundur. En basit ve yaygın iskele türleri, su düzeyinin hemen üstünde, kıyıdan açığa doğru uzanan platformlar biçimindedir. Tekneler, yük ve yolcu aktarma platformu görevi gören bu iskelelere halatlarla bağlanır. İskeleler başlıca bir platform ile bu platformu destekleyen ayaklardan oluşur. Platformlar ağaçtan ya da beton ve demirden yapılır. İskelelerin destek sistemi payanda, kiriş ve bağlama elemanlarından oluşur. İskele ayakları ağaç, beton, çelik ya da bunların bileşiminden yapılır. Bazı beton iskelelerin yapımında, iskelenin duvarları ve platformu birlikte oluşturularak içi boş bloklar elde edilir. Bu tür yapılar daha hafif olduğundan suya binen yük azalır, ayrıca içteki hacimden depolama amacıyla yararlanılır. Ender olarak kullanılan yüzer dubalar, su düzeyiyle birlikte yükselir ya da alçalır. Bu türden doklar, dibe çakılan çelik levhalarla kılavuzlanarak sabitleştirilirler. Kıyıyla bağlantı, sahildeki ucu sabit, öteki ucu serbest olarak dubada bulunan geçitlerle sağlanır.

Dokuma Tezgahları Hakkında Bilgi

İÖ 6000’lerde geliştirilen ilk dokuma tezgâhları, yere çakılı iki çatal sopanın üstüne yerleştirilen yatay bir sopadan oluşuyordu. Bu tür dikey tezgâhlarda, çözgü ipliklerine elle tek tek hareket veriliyor ve atkı ipliği çözgülerin arasından yumak biçiminde geçiriliyordu. Yatay türden ilk tezgâhlar ise, uçlarından birbirine bağlanmış ağaç parçalarından oluşan basit çerçeveler biçimindeydi. Bu çerçevelerin karşılıklı iki kenarı arasına gerilen çözgüler arasından atkı ipliği, dikey tezgâhlardaki gibi elle ve yumak biçiminde geçiriliyordu. Daha sonraları atkı yumakları yerini tahtadan yapılmış mekiklere bıraktı. Dokuma Tezgahları Hakkında Bilgi kısaca aktarıyoruz.

Dokuma işleminin temel ilkeleri aynı kalmakla birlikte, dokuma tezgâhları ilk ve ortaçağlar boyunca Asya’da ve Avrupa’da bir dizi değişikliğe uğradı. En önemli geliş-melerden birisi, çözgü ipliklerinin bir bölümünden oluşan gücü tülbentini yükseltmeye yarayan hareketli gücü çubuklarının kullanılmaya başlaması oldu. Daha sonraki tezgâhlarda gücü çubuklarının yerini kordonlar, teller ya da çelik şeritler aldı. Doğu’dan Avrupa’ya getirilen ilk tezgâhlarda gücü çubukları ayakla yönetilen ayaklıklara bağlanmıştı. Böylece gücü çubukları çözgü ipliklerini aralayabiliyordu. Gücülü tezgâhlarda düz ve basit desenli kumaşlar dokunabiliyordu, ama daha karmaşık desenli kumaşların dokunabilmesi için daha gelişkin tezgâhlara gereksinim vardı. Asya’da ipek dokumak için geliştirilen çekmeli tezgâh (Çin tezgâhı), motifin durumuna göre belirli çözgü ipliklerinin aralanmasını sağlayarak daha karışık desenlerin dokunmasını olanaklı duruma getirdi. Çekmeli tezgâhlarda çözgülerin bir bölümünü dokuyucu, ayaklıkların yardımıyla açıyordu; motifin durumuna göre gruplanmış bir bölüm çözgü ipliği ise kayıt tellerine bağlanmıştı ve tezgâhın üstünde oturan ikinci bir işçi bu kayıt tellerini çekerek çözgüleri ayırıyordu. 17. yüzyılda İtalya ve Fransa’da geliştirilen yeni tekniklerle bu çekme işlemi mekanikleştirildi ve çekme işçisinin tezgâhın yanma inerek kayıt tellerini daha yakından denetlemesi sağlandı.

1725’te Fransız dokumacı Basile Bouchon, çekmeli tezgâha, desenin biçimine göre üzerine delikler açılmış bir kâğıt ile bu kâğıdın sarıldığı bir silindirden oluşan mekanik ayırma kutusunu ekledi. Gücü tellerini taşıyan iğneler bu deliklerin karşısına geldiğinde sabit kalıyor, ötekiler ise kayarak düşüyordu. Böylece seçilen gücü telleri de bir ayaklıkla aşağı çekiliyordu. Ama çözgü ipliklerini mekanik olarak ayıran bu yöntemde de gene bir yardımcı işçinin bulunması, üstelik karmaşık desenler için çok uzun bir kart zincirinin kullanılması gerekiyordu. 1733’te İngiliz mucit John Kay geliştirdiği “uçan mekikle” dokuma tezgâhının otomatikleştirilmesi doğrultusunda önemli bir adım attı. O döneme değin enli kumaşların dokunmasında mekik atışı, karşılıklı iki işçinin kol gücüyle yapılıyordu. Kay’in geliştirdiği düzenekte ise mekik, tezgâhın her iki yanında gücü çubuklarına yerleştirilen kamçı kollarıyla mekanik olarak atılmaya başladı. Dokuyucu, kamçı koluna bağlı ipi mekiğin gitmesi gereken yönde hızla çektiğinde, kamçı kolu bir kasnak hareketiyle mekiği ağızlığın içinden geçecek biçimde bir baştan öteki başa fırlatıyordu. 1745’te Jacques de Vaucanson, Bouchon’ un sistemindeki ayırma kutusunu tezgâhın üstüne çıkartarak, gücü tellerini gücü çubuğuna asan çengeller üzerinde doğrudan etkili olmasını sağladı. Bu sistemde çengeller iğnelerin içinden geçirilerek bir metal çubuk yardımıyla yukarı kaldırılıyordu. Böylece iğneler, bir yardımcı gerektirmeksizin delikli kartlar aracılığıyla seçilebiliyor- du. Ama desen kartının sarıldığı silindir sistemi gene çok karmaşıktı ve bu tasarım sanayide hiç uygulanamadıysa da, Jacquard tezgâhının gelişimine öncülük etti.

Fransız mucit Joseph-Mari Jacquard 1805’te geliştirdiği tezgâhta delikli kart düzeneğini basitleştirdi ve gücü tellerinin, gücü kolundan kurtarılması işlemini otomatikleştirdi. Jacquard tezgâhında, gücü tellerini gücü çubuğuna asan çengellere yatay olarak yerleştirilen iğnelerden bazıları karttaki deliklerin tam karşısına düşüyordu. Bu çengeller gücüyle birlikte gücü tellerini kaldırıyor, böylece gücü telinin ortasındaki gücü gözünden geçen çözgü iplikleri ayrılmış oluyordu. Delik olmayan yerlerde ise, iğneler bir yay düzeneğiyle geri itiliyor, çengeller gücüden kurtuluyor ve böylece desene uygun olmayan çözgü iplikleri aralanmayıp sabit kalıyordu. Her kart bir mekik atışına karşılık geliyordu ve birçok kartın kullanılmasıyla karmaşık desenler dokunabiliyordu.

1785’te İngiliz din adamı Edmund Cartwright, buhar makinesini dokuma tezgâhlarına uygulayarak ilk dokuma makinesinin patentini aldı. Enli kumaş dokumak amacıyla geliştirilen bu tezgâh iki kişiyle çalıştırılıyordu, ama son derece düzensiz işliyor ve ancak kaba kumaşları dokuyabiliyordu. Cartwright’ın 1786’da geliştirdiği ikinci makine ise daha gelişkindi ve hızla yaygınlaştı. 1813’te İskoçyalı mucit William Horrocks, kumaş levendini geliştirdi ve tezgâhın çoğu parçasını metalden dökerek boyutlarım küçülttü. ABD’li Francis Cabot Lowell ise, tezgâhın çalışma hızını artırmaya yönelik deneyler yaptı. ABD’li sanayici Erastus Brigham Bigelow da tarağın sabit bir hızda çalışmasını ve böylece atkının düzenli aralıklarla sıkıştırılmasını sağladı, ayrıca sürtünmeli bir fren düzeneği oluşturdu.

Modern tezgâhlar, düz kumaş üreten düz tezgâhlar ve boru biçiminde kumaş üreten yuvarlak tezgâhlar olmak üzere başlıca iki sınıfa ayrılır. Ama tezgâhların büyük çoğunluğu düz tipte olduğundan, bu sıfat, ancak yuvarlak tezgâhlarla bir ayrım yapmanın zorunlu olduğu durumlarda kullanılır. Düz tezgâhlar, mekikli ve mekiksiz olmak üzere iki gruba ayrılır. Mekikli tezgâhlar da, mekiği elle ya da otomatik olarak değiştirilen tipte olabilir. İkinci tipten olanlara çoğunlukla otomatik tezgâh denir, ama bu tezgâhlarda mekik değiştirme işleminin dışındaki tüm işlemler, mekiği elle değiştirilen (otomatik olmayan) tezgahlardakinin aynısıdır ve hepsi de günümüzde elektrik motorlarıyla çalışır. Her iki tipteki tezgâhta da aslında dokuma işlemi tümüyle otomatiktir ve aynı biçimde gerçekleştirilir.

Boşalan mekiklerin elle değiştirildiği dokuma tezgâhları yalnızca, masura değiştirmeli dokuma tezgâhlarının teknik açıdan uygun ya da ekonomik olmadığı bazı durumlarda kullanılır.

Modern dokuma tezgâhlarının en önemli sınıfını oluşturan otomatik mekik değiştirmeli düz tezgâhlarda yaklaşık her türden kumaş dokunabilmektedir. Bu tezgâhların hemen hepsinde mekik, boşalan masuranın yerine dolusunun otomatik olarak yerleştirilmesi işlemiyle birlikte değiştirilir. 19. yüzyılın sonlarından başlayarak yalnızca mekiğin otomatik olarak değiştirildiği tezgâh türleri geliştirilmiştir. Ama bu tezgâhlar, otomatik masura değiştirmeli tezgâhların, bu işlemi de içerecek bir düzeye getirilmesiyle giderek kullanılmaz olmuş ve yerini tümüyle masura,değiştirmeli tezgâhlara bırakmıştır. Bu otomatik tezgâhlarda, masura kutusunun içinde yedek mekik masuraları bulunur. Mekik, masura kutusunda hareketsiz durumdayken ve gücü kolu en ileri konumundayken, bir atkı yoklayıcı mekiğin içine girer ve atkı ipliğinin bitmeye yakın olup olmadığım algılar. Atkı yoklayıcı donanımlar mekanik ya da elektrikli olabilir. Mekanik olanları, atkı ipliğinin bitmesiyle ortaya çıkan sürtünme farklılığını, elektrikli olanlar ise elektriksel direnç farklılığını algılayarak harekete geçer. Ayrıca, nazik atkı ipliklerinin kullanıldığı durumlarda, mekiğin boşalıp boşalmadığını ışığı yansıtma şiddetinden algılayan optik düzenekler de vardır. Yoklayıcılar masuranın bitmekte olduğunu algıladıklarında, masura değiştirme düzeneklerine mekanik sinyaller ya da elektrik sinyalleri yollarlar. Böylece, mekiğin atkı ve çözgü yolunun sonunda masura kutusuna girip hareketsiz kaldığı kısa zaman diliminde, değiştirme düzeneği boşalan masurayı bir darbeyle mekiğin içinden dışarı fırlatır ve yerine yenisini yerleştirir. Bu arada tezgâhın çalışma hızında herhangi bir değişiklik olmaz. Mekik değiştirmeli tezgâhlarda ise, değişim için tezgâhın bir süre durması gerekir.

Başlıca mekiksiz dokuma tezgâhı türleri tığlı ve akışkan püskürtmeli tezgâhlardır. Tığlı tezgâhlarda atkı ipliği, çözgü tülbentlerinin arasından tek ya da çift yarılı bir tığın yardımıyla geçirilir. Tığlar bükülmez ya da esnek olabilir. Esnek tığlar ağızlığın arasından atılırken diktir, ama çekilirken, yerden kazanmak amacıyla, bir tekerin üzerine sarılır. Tığlı tezgâhlar mekiklilere oranla daha basit ve çok amaçlı olmakla birlikte, atkı ipliği bırakma hızları dakikada 365 m’nin üstüne çıkartılamamıştır. Daha sınırlı alanlarda kullanılan püskürtmeli tezgahlarda atkı ipliği, çözgü tülbentlerinin arasından hava ya da su püskürtmesi etkisiyle atılır. Bu tezgâhlarda atkı ipliğinin kopup kopmadığının denetlenmesine yönelik işlemler en aza indirilmiş ve tezgâhların gürültüsü azaltılmıştır.

Dokuma Türleri Nelerdir?

İplik hazırlama. Dokuma üretiminin başlıca hammaddesi doğal kaynaklardan elde edilen (hayvan yünü, pamuk, vb) ya da kimyasal yoldan hazırlanan liflerdir. Bunlarda aranan başlıca özellikler, dayanıklılık, uzunluk, esneklik, nem soğurabilirlik, ısıya ve ışığa karşı dayanıklılık ve kolayca yıkanabilmedir. Dokuma Türleri Nelerdir?

Doğal lifler iplik haline getirilmeden önce çeşitli temizleme işlemlerinden geçirilerek, içlerindeki katışkı maddeleri ve istenmeyen bileşenler (örn. yün yağı) ayrılır. Ardından da karıştırılarak uzunlukları, çapları, yoğunlukları ve nem oranları aynı olan lifler durumunda hazırlanır. Bundan sonra taraklanarak düğümleri açılır, paralel duruma getirilir, kısa olanları ayıklanır ve böylece bükülmemiş fitiller elde edilir. Eğirme işleminde ise lifler çekilip bükülerek sürekli iplik haline getirilir (bak. bükme; çekme). Böylece hazırlanan iplikler birkaç yöntemle sınıflandırılır. Bu yöntemlerden biri, iplikleri içlerindeki lif sayısına göre tek katlı iplikler, katlı iplikler ve kordonlar biçiminde gruplandırır. Liflerin birlikte bükülmesiyle elde edilen ipler, ince şeritler ya da kalın sentetik sicimler tek katlı iplik türleridir. Katlı iplikler iki ya da daha çok sayıdaki ipliğin bükülmesiyle, kordonlar ise birden çok katlı ipliğin bükülmesiyle elde edilir, ipliğin nerede kullanılacağına ya da boyu ile ağırlığı arasındaki ilişkiye dayalı başka sınıflandırma yöntemleri de vardır.

Dokuma türleri: Dokuma işlemi temel olarak çözgü ve atkı ipliklerinin çoğunlukla dik açı yapacak biçimde birbirlerinin arasından geçirilerek bağlanması yoluyla gerçekleştirilir. Uzunlamasına ipliklere çözgü, enlemesine ipliklere ise atkı denir. Temel dokuma türleri, dimi (çapraz), saten ve tafta (düz) dokumadır (çiz. 1). Battaniye, kadife gibi havlı kumaşlar, karmaşık desenli jakar kumaşlar, işlemeli dokumalar, damaskolar ve tüller ise, daha karmaşık dokuma tezgâhlarında dokunur.

İpliklerin birbirlerinin arasından geçirilme biçimi, dokumanın türünü belirler. Dokumanın sıkılığı ise, ipliğin kalınlığı ile santimetre kareye düşen atkı ve çözgü ipliklerinin sayısına bağlıdır. Dokumalar ayrıca, çözgü ipliklerinin atkı ipliklerine oranına göre sınıflandırılır. Değişik ipliklerin kullanılmasıyla özel görünümlü dokumalar elde edilebilir.

Tafta dokumada atkı iplikleri, her sırada değişimli olarak, çözgü ipliklerinin altından ve üstünden geçirilir. İnce ve sık dokunmuş pamuklu bezler, muslin ve krep, tafta dokuma yöntemiyle dokunan kumaş türleridir. Fay ve bengalin gibi yollu ya da fitilli dokumalar, daha ağır çözgü ya da atkı ipliklerin kullanılmasıyla elde edilir. Abaların dokunmasında bir ya da daha çok atkı ipliği, iki ya da daha çok çözgü ipliğinin üstünden ve altından değişimli olarak geçirilir.

Dimi dokuma yönteminde iplikler, çapraz oluklar ya da çizgiler oluşturacak biçimde birleştirilir. Yollar, kumaşın sağ üst köşesinden sol alt köşesine doğru ya da bunun tersi yönde olabilir. Balıksırtı dokumalardaysa her iki yönde de atılmıştır. Kot, gabardin ve flanel başlıca dimi dokuma türleridir.

Saten dokumada, kumaşın yüzünde daha çok çözgü ipliği bulunur ve böylece parlak ve düzgün bir yüzey elde edilir. Yüzeydeki belirgin çözgü ipliklerine “yüzme” denir. Atlas dokumada ise yüzmeler atkı iplikleriyle oluşturulur. Saten, krep satenleri ve çeşitli atlas dokumalar, saten dokuma yöntemiyle elde edilir.

Kadife dokuma yöntemiyle kabarık ve yoğun yüzeyler oluşturulur. Bu yöntemde tellerin üzerinden ek çözgü iplikleri atılarak dokumanın üzerinde halkalar oluşturulur; ardından teller çekilerek alınır ve halkalar makaslanarak havlı yüzey elde edilir. Kimi zaman da bu halkalar sık dokunur ve kesilmeden bırakılır, böylece fitil oluşturulur. Havlı yüzey elde etmenin bir başka yolu da, yüzeylerin daha çok sayıda atkı ipliğiyle oluşturulması ve daha sonra bunların makaslanmasıdır. Kadife, pelüş, havlu kumaş ve sentetik kürkler, kadife dokuma yöntemiyle elde edilir. Özel dokuma tezgâhlarında gerçekleştirilen jakar dokuma yöntemiyle, büyük ve karmaşık desenli brokar, damasko ve brokatel kumaşlar üretilir. İşlemeli kumaşların dokunmasında da, özel tezgâhlardan yararlanılır. Bu dokumalarda (örn. pike), küçük geometrik desenler sık aralıklarla tekrarlanır. Tül dokuma yöntemiyle çoğunlukla hafif ve delikli, dantel görünümünü veren dokumalar elde edilir. Bu yöntemde, bitişik çözgü iplikleri birbirine sarılarak bükülür ve ardından atkı iplikleri bu bükülmüş çözgülerin arasından geçirilir. Markizet, perdelik kumaş ve cibinlik dokumaları bu yöntemle üretilir.

Doğu Anadolu Fay Hattı Hakkında Bilgi Kısaca

Doğu Anadolu Kırık Kuşağı, Anadolu’ nun doğusunda, Karlıova’dan batıda Kahramanmaraş’a kadar 400 km boyunca uzanan sol doğrultu atımlı kırıkk kuşağı. Levha tektoniği açısından bir dönüşüm kırığı olan Doğu Anadolu kırığı, kuzeye doğru hareket eden Arabistan bloğu ile onun etkisiyle batıya itilen Anadolu bloğu arasında doğrultu atımlı bir sınır oluşturur. Bu harekete katılan başka bir sınır da sağ doğrultulu atılımlı Kuzey Anadolu Kırık Kuşağıdır. Doğu Anadolu Fay Hattı Hakkında Bilgi Kısaca

Bu kırık boyunca yer alan havzalarda, Pliyosen Bölümde (y. 7-2,5 milyon yıl önce) oluşmuş linyit yatakları görülür. Bu da kırığın oluşumunun, Miyosen Bölümün (y. 26-7 milyon yıl önce) ortalarında başladığını ve Pliyosen Bölümde tamamlandığını göstermektedir. Kırık, yılda ortalama 1,7 mm büyümektedir. Depremlerin (örn. 22 Mayıs 1971 Bingöl depremi) ve yüzey kırılmalarının çoğu, Bingöl çevresinde, kırığın belirgin olarak yön değiştirdiği bölgede olur.

Doğu Afrika Rift Vadisi

Doğu Afrika Rift Vadisi, AFRİKA-ARABÎSTAN RİFT VADİSİ, BÜYÜK RİFT VADİSİ ya da RİFT VADisi olarak da bilinir, Güneybatı Asya’da Ürdün’den Afrika’da Mozambik’e kadar uzanan rift sisteminin en büyük bölümü. Toplam uzunluğu 6.400 km, ortalama genişliği 48-64 km arasındadır.

Kuzeyinde Şeria Irmağı, Lût Gölü ve Akabe Körfezi yer alır. Kızıldeniz boyunca güneye ilerler ve Eritre ve Etiyopya’daki Danakil Çöküntüsünü izleyerek Kenya’daki Turkana, Naivasha ve Magadi göllerine ulaşır. Tanzanya’da doğuya bakan kenarı epeyce aşınmış olduğundan, vadi olma niteliğini az çok yitirirse de, daha sonra gene belirgin bir hal alır ve Shire Vadisinden geçerek Mozambik’in Hint Okyanusu kıyısındaki Beira kenti yakınında sona erer. Vadinin batı kolu Nyasa Gölünün kuzey ucundan başlayarak Rukvva, Tanganika (dünyanın en derin ikinci gölü, 1.435 m), Kivu, Edvvard (İdi Amin Dada) ve Albert (Mobutu Sese Seko) göllerini kapsayan geniş bir yay çizer. Rift sisteminde yer alan göllerin çoğu çok derindir ve fiyortları andırır. Göllerin bazısının tabanı deniz düzeyinin oldukça altındadır.

İki yanındaki platolar vadiye doğru yaklaştıkça yükselir. Kenarda bunların vadi tabanından yüksekliği 600-900 m arasındadır. Gikuyu ve Mau kayalıkları gibi bazı yerlerde bu yükseklik 2.700 m’yi bulur. Doğu Afrika Rift Vadisinin Pliyosen (y. 7-2,5 milyon yıl önce) ile Pleyistosen (y. 2,5 milyon-10 bin yıl önce) bölümlerinde oluştuğu sanılmaktadır. Bu oluşum sürecindeki volkanik etkinlikler sonucunda Kilimanjaro (5.895 m) ve Kenya (5.199 m) gibi dağlar ortaya çıkmıştır.

Doğrusal elektrik motoru nedir?

Doğrusal elektrik motoru, doğrusal bir hat üzerinde elektriksel çekiş gücü sağlayan motor. Klasik elektrik motorlarında hareket yörüngesi daireseldir. Doğrusal elektrik motorlarından özellikle hızlı kara taşımacılığı gibi uygulamalarda yararlanılır. Ray üstünde hareket eden taşıtlar için geliştirilen donanımlarda yol yatağına sürekli bir sabit iletken yerleştirilir ve aracın merkezinde tekerleklerin arasına, iletkeni arasına alacak biçimde çiftli bir stator asılır. Elektrik enerjisi ya taşıtta üretilir ya da yola paralel bir havai hattan alınır. Alınan bu enerji, çiftli statöre aktarılarak doğrusal yönde çekiş sağlanır.

Doğrusal motorlar, kayışlı taşıyıcı, dokuma tezgâhı gibi doğrusal harekete gerek duyulan donanımlarda kullanılır. Doğrusal motor türü olan elektromagnetik pompalarda, katı iletkenler yerine, sıvı metal gibi akışkan iletkenlerden yararlanılır. İletken akışkan üzerindeki kuvvet, pompalama gücü üretir.